12 Şubat 2012 Pazar

NEDEN ORMANDAN SONRA BİR GELİŞME YOK?

 bence dünyada iki tip insan var, kendini sevenler ve sevmeyenler. birincisi zengin gönüllü ve cesurken, diğeri karamsar ve bencil. biri eğer bir nehirden faydalanıyorsa nehri kullanan diğer canlıları ve nehrin kendisini de düşünür, diğeri ise nehri kurutsa umrunda olmaz. biri kendini sevdiği, kendine güvendiği ve inandığı için tüm dünyaya da faydalı olur, diğeri ise sahte bir yücegönüllülük takınır sadece. neticede sadece yanan bir mum ışık verebilir ve kendinden bi şey kaybetmez yanarken.

 birinci gruptaki insanların çoğunlukta olduğu toplumlar mutlu toplumlardır, onlara kendine güvenen toplumlar diyebiliriz ama gördüğünüz üzere bu toplumlara sadece birey üzerinden varılabilir. buradaki insanlar birbirlerine saygı ve sevgi duyarlar, adalet duygusu sahibi, eşitlikçi, yenilikçi ve mert insanlardır. insanları severler çünkü bu ortamı onlarla kurduklarını bilirler.

 şimdi insanlığın hangi tipe yakın olduğunu bulmak için kabaca 10000 yıl önceye gidelim; avcı-toplayıcı ve eşitlikçi toplumlar belki zorunluluktan belki de artık evcilleştirmeye uygun bitkiler yayıldığından tarıma başladılar ve böylece yiyecek sorunu çözüldü. artık göçebe hayvanların peşinden gitmek zorunda değildiler, yerleşik hayata geçip göl kenarında mangal yapmaya başladılar. artık ürün diye bi şey doğdu, kolayca çürüyen ete ve meyveye muhtaç değillerdi. ama ne oldu bu artık ürün; birileri birilerini beslemeye başlıyordu; yönetenler ve yönetilenler diye sınıflara ayrıldılar. yediler, semirdiler ve sayıları aldı yürüdü. değerli tarıım arazilerine sahip olmak için ordular kurdular. evcilleştirdikleri hayvanlarla koyun koyuna yatıp hastalık kaptılar. yönetici-yönetilen, kadın-erkek, çiftçi-zanaatkar gibi farklı sınıflar doğdu. eşitsizlik, uzmanlaşma ve en önemlisi tahakküm ilişkileri aldı yürüdü. şimdi diyeceksiniz eski toplum cennet miydi? bence öyleydi, ufak tefek örneklerle geneli kaçıramam. benim o kadar da bilimsellik kaygım yok, gerçek her zaman iki taraflıdır ama aydınlık tarafından bakmalıyız her zaman. ben ne diye karanlığa dalayım bilimsel olacağım diye, robot muyum lan ben?

 özetle insan ömrü uzadı, yemekler garantilendi ama mutlu insan zarar gördü. gücün (tarımın) büyüsüne kapılan küçük aptallar kendilerini evlere kapatıp, tarım arazilerine zincirlediler. tanrı krallara vergi verip 'aman sevgili tanrımıza zarar gelmesin de bize bol bol ekin versin' dediler. o tanrı kralların ve mitolojilerin nereye evrildiğini zaten biliyorsunuz. bu şamataya ve tantanaya dur diyen abilerimiz, ablalarımız var mıydı? illa ki vardı, onlar özgür ve mutlu insanlar.

 ne dionisoslar, ne tektanrılar , ne vergiler geçti insanlık tarihinden. fatihler, fetihler, komutanlar, kumandanlar, köylüler, dua edenler falan... gel zaman git zaman sanayi devrimi patlak verdi, artık üretim deli gibi hızlandı, geride bıraktığımız zanaatkara dediler ki; sen artık bi patrona çalışacan, bırak tezgahı atla gel şehre. o patronun adı burjuvaydı. burjuva buharlı makinelerle bıdı bıdı iki dakkada yaptırdı malları , sattı dünyanın dört bir tarafına. sonra 'aman ben bu kralların şatosunu naapıyım, yaptırırım kendime bi site , koyarım kapısına üç beş robocop güvenlik, her gün havuzda keyfimi sürerim' dedi. eskinin yönetilenlerini (köylülerini) tıkıştırdı şehirlere bu sefer. vebaydı, sıtmaydı Allah ne verdiyse bunlara musallat oldu.

 burjuva dedi ki; 'yetmez bana bu topraklar, yeni dünyalar keşfetmeliyim'. yol, yemek ve ssk karşılığı kolumbusu yolladı hindistana, git bak bakalım kısa yol falan var mı diyerekten. ama bizim kolombus sağını solunu bilmediğinden bambaşka bi yere ayak basıverdi. bu patron dallaması oradakilere de bela oldu. biz beyazız, ileriyiz diyerek herkese artislik yaptı. hal bu ki yeni dünya yerlileri ondan binlerce yıl ileridedir, ileri olmak mülkiyetle değil bilgelikle, hukukla değil adaletle, polisle değil cesaretle olur. kızılderili, aborjinli dostlarımı tutsak ettiler, ancak kalpleri hürdü ve o gün ölenler bu gün toprakda, ağaçda, belki de sevdiğiniz bir kedinin gözlerinde. devamı gelecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder